Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

Dügün Fotograflari

Wed Aug 19, 2009, 4:29 AM
Merhabalar, Dügünü yaptık yorgunluğunu attıktan sonra artık sıra geçim derdine geldi.Fakat ondan önce , söylemek istediğim birşey var.Sevgili Ahmet Çiçek arkadaşımız bildiğiniz üzere Hakkari-Çukurca' ya askerlik görevini yerine getirmek için gitti.Onun bu vatan görevinde biz sevenleri yalnız bırakmasın.Bir Tren Turu Yapalım, Ahmet' in Yemin Törenine denk gelicek şekilde.Hem Giderken Fotoğraflarız, bazı duraklarda iner gezebiliriz.İlginç bir fikir olduğunu düşünüyorum.Katılımın olmaması halinde Ahmet' in yanına eşim ve ben uçak ile aktarmalı geçmeyi planlıyorum.Bilginize.

Mitakuye Oyasin!

  • Mood: Adoration
  • Listening to: keyfini
  • Reading: .
  • Watching: Bosluk
  • Playing: Hayat
  • Eating: Zaman
  • Drinking: Ask

Düğün & Gelecek

Thu Jul 23, 2009, 3:47 AM
Merhabalar dostlar, uzunca bir süre DA' ya giremiyordum.İş yerimdeki Projelerim, Evlilik koşturmacası derken vakit ayıramaz oldum.Bu süreç içerisinde insanların ne kadar vefasız, ne kadar düşüncesiz ve ne kadar ben merkezli olduklarını öğrendim.Tabi iyi yanları da oldu tecrübe kazanı;p bir daha aynı yanılgılara düşmeyeceğim.Şimdi gelelim sürecin işlemesine.Haziran sonunda Görev yaptığım Voltran LPG' den çıkartıldım =) 4,5 ay maaş almadan çalışmama rağmen ve projelerin başında olup bu noktalara getirmeme rağmen 2 TL yüzünden işten çıkartıldım =) ve bu küstahlık olarak değerlendirildi.Birçok detay daha var ama sıkmak istemem sizleri.Temmuzun ilk haftası iş buldum ve başladım.Şimdi [link] firması bünyesinde Endüstriyel bölümündeyim.Şans dileyin bana deneme sürecimde =)

İkinci olarak Evlilik.Birçok arkadaşım bilirki sevgilim bile yoktu 1 sene öncesine kadar =) sonra birşeyler değişti sevgililerim oldu, güvendiğim insanlar oldu, hatta sevdiğim insanlar oldu =) ve şimdi Evlilik için gün sayar hale geldim.Bu süreçte beni yalnız bırakmayan arkadaşlarıma teşekkürler.

Evlilik için yapılan hazırlıkları sayfamdaki davetiyeden takip edebilirsiniz.Ayrıca Facebook sayfamda da bir etkinlik ve yol haritası düzenliyorum.Gelecek, gelemeyecek tüm arkadaşlarıma duyurumdur =)

Kalın sağlıcakla.

Mitakuye Oyasin!
Biz Hepimiz Akrabayız

  • Mood: Adoration
  • Listening to: keyfini
  • Reading: .
  • Watching: Bosluk
  • Playing: Hayat
  • Eating: Zaman
  • Drinking: Ask

?

Tue Feb 3, 2009, 6:59 AM
do people not realize that there are more important things in the world than themselves?obviously not.

insanlar, dünyada kendilerinden daha önemli şeylerin olduğunu anlamıyorlar mı? belli ki hayır.

  • Mood: Adoration
  • Listening to: is haberlerini.
  • Reading: .
  • Watching: Bosluk
  • Playing: Hayat
  • Eating: Zaman
  • Drinking: Ask

Her Güne 1 Ayet, 1 Hadis, 1 Hikaye

Thu Dec 25, 2008, 12:49 PM
Besmele

Ayet : "Rahman ve Rahim olan Allah' ın adıyla."

Hadis : "O(Besmele) Allah' ın isimlerinden bir isimdir.Onunla Allah' ın en büyük ismi(ism-i A'zam) arasında ancak, gözün siyahı ile beyazı arasındaki kadar yakınlık vardır."
(Hakim, el-Müstedrek:1/552)

Hikaye : Her İşin Başı Bismillah

Saliha bir kadının güzel bir alışkanlığı vardı: Bir işe başlarken daima besmele çekerdi.Bu kadıncağızın, dinine pek bağlı olmayan ve dinle alay eden bir kocası vardı ki, o da karısının her işinde besmele çekmesine içerler: "Ne lüzümu var her zaman bismillah deyip durmanın" derdi kendi kendine...

Bir gün "Ona bir oyun yapayım da öğrensin besmelenin her zaman bir işe yaramadığı" diye düşündü ve karısına bir kese altın verip, sağlam bir yere saklamasını tembih etti.Kadın keseyi alırken yine "Bismillah" dedi; sandığa doğru yürüdü...Kocası da onu gizlice takip ediyordu.Kadın besmele ile keseyi sandığa koyup ağzını kapattı.

Aradan bir-iki gün geçtikten sonra adam gizlice sandığı açtı ve keseyi alı;p dışarıdaki su kuyusuna attı.Sonra da gelip karısına : "Hanım para lazım oldu, keseyi getirsene" dedi.Adam karısının parayı bulamayacağını ve dolayısıyla besmele çekmenin bir yararı olmadığını anlayacağını düşünüyordu.Kadıncağız besmele ile sandığı açtı; keseyi aldı ancak kese ıslaktı.Bu keseye sandığın içinde ne oldu da ıslandı diye şaşırdı birden.Fakat kocası ondan daha fazla hayret içinde kalmıştı.Çünkü para kesesini kuyuya bizzat kendi atmıştı.Vaziyeti gördükten sonra adam meseleyi kadına anlattı, çünkü sabredecek durumda değildi: "Karıcığım, keseyi ben kuyuya atmıştım, fakat besmelen seni mahcup olmaktan kurtardı.Artık ben de besmelenin kerametine inandım, beni affet!" dedi.


Bismillah.


*

[link];pid=97274&k_id=205&kn=%DDslamla+%DDlgili

Bismillah deyip başladım bakalım, inşallah bittiği günü de yayınlarım.

Müstakbel Kayınvalidemin Evinde Görü;p Beğendiğim bir Kitaptı, ve Alı;p Okumaya başladım.Kitabın içeriğini yayınlama hakkı saklı olduğu için sadece ilk sayfayı verebiliyorum.Kitap yukarıda verdiğim linkteki kitaptır.herkese öneririm.

  • Mood: Adoration
  • Listening to: is haberlerini.
  • Reading: .
  • Watching: Bosluk
  • Playing: Hayat
  • Eating: Zaman
  • Drinking: Ask

Wake Up, Freak Out – then Get a Grip

Tue Nov 25, 2008, 1:25 AM
Wake Up, Freak Out – then Get a Grip

It’s much, much later than you think

This really isn’t about polar bears any more. At this very moment, the fate of civilization itself hangs in the balance.

It turns out that the way we have been calculating the future impacts of climate change up to now has been missing a really important piece of the picture. It seems we are now dangerously close to the tipping point in the world's climate system; this is the point of no return, after which truly catastrophic changes become inevitable.

[link]


*********

Uyan, Kafayı Ye, Sonra da Aklını Başına Topla !!!


Leo Murray’ın iklim değişikliği hakkındaki kısa ve son derece bilgilendirici filmi aynı zamanda çok da etkileyici. Herkesin izlemesi lazım diyerek sizlerle paylaşıyoruz. Filmin senaryosunun Ömer Madra tarafından yapılan Türkçe çevirisi, Erdinç Yılmaz tarafından yapılan alt yazı çalışması ile filme eklenmiştir.

Açık radyo - Londra

18 Ekim 2008, Cumartesi

Bu artık kutup ayılarıyla ilgili bir şey olmaktan çıktı. Şu anda bizzat medeniyetin geleceği sallantıda.

Öyle anlaşılıyor ki, bugüne kadar, iklim değişikliğinin gelecekte ne gibi etkileri olacağını hesaplarken, tablonun çok önemli bir parçasını gözden kaçırmışız. Ve gene öyle anlaşılıyor ki, dünyanın iklim sisteminde bir devrilme noktasına varmamız, neredeyse bir an meselesi! O kadar tehlikeli yani. Devrilme noktası derken, artık geri dönüşü olmayan noktayı kastediyoruz; öyle ki, artık o noktadan sonra gerçekten fecî şeyler olması kaçınılmaz.

Şöyle düşünelim: Son üç milyon yıldan beri gezegenimizin iklimi, mutlaka iki kararlı denge halinden birinde bulunmuş. Güneş ışınımlarındaki küçük değişmeler, bizi ya ona ya da ötekine itecek enerjiyi sağlamış. Daha serin çukurda olduğumuzda gezegen bir buzul çağına girmiş oluyor; daha sıcak çukurda olduğumuzda da gezegenin iklimi, şu an içinde yaşadığımız iklime çok yakın birşey oluyor. İnsanlık tarihinin tamamı da böyle bir iklimde geçmiş zaten.

Sorun şurada ki, fosil yakıtları kullanma tarzımız, bizi o küçük kararlı çukurumuzdan çıkarı;p gitgide daha uzağa, şu tepenin öbür taraftaki yamacına doğru itip duruyor. Devrilme noktası da, tepenin doruğunu aştığımız nokta oluyor: o noktadan sonra gezegenimizi çok daha sıcak bir yer olmaya doğru itmemize gerek kalmıyor artık; o kendi başına oraya doğru yuvarlanı;p gidecek zaten. Devrilme noktası, iklim sistemlerinde mevcut olan bir dizi artı geri besleme mekanizmasından kaynaklanıyor: bu mekanizmalar da insan yapısı ısınmanın etkilerini çok güçlendirerek iklim değişiminin her türlü denetimin dışına çıkmasına yol açıyor.

Mekanizmalardan birincisi, Albedo Etkisi. Beyaz yüzeyler güneş ışınlarını koyu renkli yüzeylerden çok daha fazla geri yansıtır; dolayısıyla, sera gazlarından kaynaklanan küresel ısınma buzlarla karları erittikçe, geride lacivert okyanuslarla koyu renkli karalar bırakır. Yeni açığa çıkan bu koyu yüzeyler şimdi daha fazla güneş ışını emerek daha fazla ısınmaya yol açar, bu ısınma da daha fazla buz ve kar erimesini beraberinde getirir ve bu böyle sürü;p gider.

İkincisi, su buharı.Yoğunlaşmış su buharı aslında karbondioksitten daha önemli bir sera gazı. Gerçekte biz çok fazla su buharı salımda bulunmayız, ama gezegen ısındıkça buharlaşma oranı artar, nem seviyesini yükseltir ve Dünyanın termal (ısıl) battaniyesini kalınlaştırır; bu da ısınmayı büsbütün artırır, sıcaklık artışı da buharlaşmayı artırır vesaire vesaire…

Üçüncüsü, CO2′nin emilim süreci. Normalde her yıl insan faaliyetlerinden kaynaklanan CO2 salımlarının yarısı kadar bir miktar, ormanların, planktonların ve bizzat okyanusun bir bileşimi tarafından yeniden emilime uğrar. Ne var ki, okyanus yüzeyi, içinde çözülü;p eriyen CO2 yoğunluğundaki artış yüzünden gitgide daha asitli bir hale gelmektedir. Aynı zamanda okyanus yüzeyindeki su sıcaklığı da yükselmekte, bu yüzeye gitgide yayılan sıcak, asitli bir katman oluşturmaktadır. Bu katmansa, CO2′nin atmosfere karışmasını engelleyen planktonların kökünü kazımaktadır. İşin daha da kötüsü, sıcak su, soğuk sudan daha az CO2′yi içinde barındırır ve dolayısıyla, ısındıkça, daha önce emmiş (absorbe etmiş;) olduğu CO2′nin bir kısmını da atmosfere salıvermeye başlar.

Dördüncüsü, karadaki yutaklar. Tı;pkı denizlerdeki ekosistemler gibi karadaki eko sistemler de normalde karbon yutağı olarak işlev görür: bitkiler atmosferden karbon çekip bunu kendi büyümeleri için kullanırlar. Ne var ki, ısındıkça bu ekosistemlerin dengesi bozulur; bitkiler CO2′yi emme konusundaki etkinliklerini gitgide yitirirlerken, topraktaki mikro organizmalar da CO2 salımı konusunda gitgide daha etkin hale gelirler – ve böylelikle, ekosistem bir bütün olarak karbon yutağı olmaktan çıkı;p bir karbon kaynağına dönüşür. Sonuçta, sıcaklık artı;p yağmurlar azalınca, orman yangınları da söndürülemez hale gelir. Ormanda depolanmış tüm karbon duman olup atmosferdeki sera gazlarına eklenir, bu da küresel ısınmayı artırır, ısınma ise karbon yutaklarının etkinliğini büsbütün azaltır ve bu böyle gider.

Beşincisi, metan. Sibirya’da, Fransa ile Almanya’nın toplam yüzölçümü (ya da Türkiye’nin yaklaşık 1,5 katı;) büyüklüğünde bir alanda donmuş turbalık (tundra) erimekte; o eridikçe muazzam miktarlarda metan açığa çıkmaktadır. Metan, atmosferdeki ömrü kısa olan bir sera gazı olmakla birlikte, küresel ısınma üzerindeki etkisi, karbondioksit etkisinin 20 katıdır. Ne kadar metan açığa çıkarsa, ısınmaya o kadar büyük katkıda bulunmakta, permafrost denen sürekli donmuş tabaka ne kadar çok erirse, o kadar çok metan açığa çıkmaktadır.

Ne yazık ki, devasa donmuş metan depolarını barındıran tek yer kuzey kutbundaki tundra değildir. Dünyanın dört bir yanında deniz tabanının altında, donmuş kristaller halinde pusuya yatmış bekleyen 10 trilyon ton metan bulunduğu hesaplanmaktadır. Okyanus sıcaklığını yeterince artırırsak – ki, hangi miktarın yeterli olacağını dünyada bilen kimse yok – bu depolanmış metanın âniden atmosfere salıverilmesini tetiklemiş olacağız. Bu olay son defa meydana geldiğinde, yeryüzü sıcaklığı birdenbire 10 derece yükselmişti.

İşte bunlar, küresel iklim sisteminin neden bir devrilme noktası bulunduğunu izah eden geri besleme mekanizmalarından bazıları. Sistem içindeki her bir geri beslemenin kendi iç devrilme noktası mevcut. Ve, iklim değişikliklerini öngören modellerde eksik olan da işte bu: yani, unsurların birbirini karşılıklı olarak güçlendirip pekiştirdiği bu karmaşık sistemin içerisindeki ilişkiler modellerde yer almıyor.

Şimdiye kadar dünyanın sıcaklığını yalnızca 0.8 C derece artırdık. Ama, salımlarla sıcaklık artışı arasında 40 ya da 50 yıllık bir gecikme olduğundan, halihazırda atmosferde bulunan emisyonların, önümüzdeki birkaç on yıl içinde dünya sıcaklığını 0.6 C daha artıracağı kesin. Bu ise bizi kolayca tepenin doruğuna çıkarabilir, hatta tepeden aşırabilir bile.

Bu kritik eşiği aşarsak, dünyada sıcaklıklar 6 derece kadar fırlayabilir.

Böyle birşey olursa eğer, doğal âlem büyük bir kitlesel yıkıma uğrayacak, halihazırda gezegeni paylaştığımız bitkilerle hayvanların büyük çoğunluğu yeryüzünden silinip gidecek – ama aynı zamanda, dünya ekosistemleri eriyip giderken, etrafta çok daha fazla fare, sinek, hamamböceği ve sivrisinek kol geziyor olacak.

Yağış dağılım şekilleri değiştikçe, buzulların beslediği ırmaklar kurudukça, yükselen deniz seviyeleri yeraltı su kaynaklarını tuzladıkça, insanlığın gezegene vurduğu ilk darbe, içme suyuna erişimin hızla ve keskin şekilde azalması şeklinde tezahür edecek. Tarım ürünleri azalır, ormanlar yanı;p gider, çöller genişleyip durur, sahil bölgeleri de sürekli sular seller altında kalırken, milyarlarca insan da pılını pırtısını toplayı;p, başka yerlerde rızkını aramaya çıkacak.

Ama nereye gidecekler ki?

‘İnsanlık’ bunun da altından kalkabilir. Ama, Britanya gibi hâlâ yaşanabilir kalan ülkelerde, arta kalan kıt kaynakların çoğunun, bu yaptıklarımızdan dolayı artık kendi ülkelerinde barınma imkânı kalmamış olan aç biilaç milyonları dışarıda tutma savaşı için kullanıldığı bir dünyada ‘insanlığın’ ne gibi bir anlamı kalmış olabilir ki? Dünya tepeden tırnağa silahla dolup taşıyor. Gezegen üzerinde her yedi insan başına bir ateşli silah düşüyor. Bugün hayatta olan muazzam sayıda insanı yeryüzünün destekleme kapasitesi giderek düşerken, huzur içinde yatağımızda ölme şansımız da düşüyor.

Peki, tamam, şimdi de iyi haber geliyor: Bunların hiçbiri, kaçınılmaz bir kader değil – henüz.

Paniğe kapılmanın, umutsuzluğa düşmenin zamanı değil şimdi. Şimdi harekete geçmenin zamanı – hâlâ olanağımız varken. Şunu artık farketmemiz şart: Önümüzdeki kısacık zaman içinde hükümetlerin ve şirketlerin bu büyük tehlikeye cevap vermeye muktedir olup olmadıkları, koca bir soru işaretinden ibaret. Gerek hükümetlerin, gerekse şirketlerin önlerinde 20 yıl vardı – ama bunu çarçur etmediklerini gösteren tek bir işaret bile yok ortada. Bunun tek sebebi de şu: Onlar, kısa vadede sınırsız ekonomik büyümeyi, yeryüzünde insan hayatının devam etmesinden önde tutan bir öğretiye sonuna kadar sadık kalıyorlar. Oysa, sera gazı salımlarını bilimin gösterdiği çerçeve iç inde azaltmak için ne yapmamız gerektiği konusunda bir esrar perdesi yok önümüzde. Yapmamız gereken, tüketimi azaltmak. Bu kadar basit işte.

Ama, metaların ve enerjinin mütemadiyen artarak tüketilmesi esasına dayalı bir toplumda daha az tüketim, düşünülemez bile.
Kimse bütün soruların cevaplarını bilemez elbette, ama bunun önümüzdeki yegâne hayat tarzı olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu hayat tarzının hepimizi ortadan kaldıracağı neredeyse kesin bir gerçeklik olduğuna göre, bazı alternatifleri âcilen gözden geçirmemizde sonsuz yarar var. Bugün şurası çok açık ki, iklim değişikliğine karşı savaşı fiilen kazanabilmemiz için, her birimizin kendi yaşam tarzında köklü değişiklikler yapmak da yeterli olmayacak. İhtiyaç duyduğumuz değişimleri önlemek için ellerinden geleni asla artlarına koymayacak olan o çok kudretli yerleşik çıkarlara da bilfiil karşı durmak zorunda kalacağız. Basit birer tüketici olmanın ötesine geçmek zorundayız.

Eşi benzeri görülmemiş bir dönemden geçiyoruz. Denetimden çıkmış küresel ısınmanın önüne geçmek, tüm insanlık tarihinin en önemli biricik görevi – ve bu görev bizim omuzlarımıza kaldı. Bunu biz omuzlamazsak, hayatımızda başarmak için uğraştığımız her şey ya yerle bir olacak ya da tüm anlamını kaybedecek. Bizden önceki kuşaklar bu sorun hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Bizden sonra gelecek olanlarınsa bu konuda hiçbir şey yapmaya güçleri yetmeyecek. Bize gelince, bizim hâlâ biraz vaktimiz var! Ama, hemen harekete geçsek iyi olur.

NOT: Bu filmin daha çok kişiye ulaşabilmesi için bir kampanya başlattık. Forumda bununla ilgili biligilere ulaşabilirsiniz.[link]


Türkçe Altyazılı Animasyon için ; [link]

Orjinal Video için ; [link]

  • Mood: Adoration
  • Listening to: Tolga Burkay - Dostum Dostum
  • Reading: .
  • Watching: Bosluk
  • Playing: Hayat
  • Eating: Zaman
  • Drinking: Ask

Sponsored By Ninja Assassin

Journal History

Site Map